4 Ekim 2009 Pazar


SUSTUM!
Suskunluğun misafiri olmaktan haz alıyor yüreğim!
Musalla taşındaki cesedin suskunluğu kadar suskunum!
Konuşmalara küstüm! Gemilerim artık kendime yol alıyor.
Her zaman her yerde her istenileni anlatamıyorum.
Kime, neyi, nasıl ispatlayacaksın! o halde suskunluğun elini tutuyorum.
Merhem tutmaz öyle yaralarım var ki! Konuşamıyorum…
İçime atıp susuyorum.
Kurşun geçmez şartlanmış beyinlere söz geçiremiyorum.
Sayfalarca susuyorum.
Kelimelerimin dinlenmeye en çok muhtaç olduğu anlarda,
Beni anlayacak bana derman olacak birini aradığımda,
O çok (boş) konuşanlar kaçıyor.
Sokağımın gece yarısı suskunluğa terk edildiği gibi,
Bende yüreğimi suskunluğun kucağına bırakıyorum
Konuştuğum zaman mahkûm,
Sustuğum zaman zanlı muamelesi görüyorum.
Ne yapacaksın, kime gideceksin…
Anlamsız konuşmalardan kendime sığınıyorum
Zor olanı tercih ettim sustum…
Boğazıma dizilmiş sözcükleri söylemeden, haykıramadan, içime atarak…
Bir bilseler susan birinin gözlerinde çuvallar dolusu kelime olduğunu,
Ve yine bir bilseler söz tükenmişse en güzel cevabın susmak olduğunu…
...
Tarif edemediğim acıları,
Hayal kırıklıklarımı susuşlarımla örtüyorum.
Yüreğimin en ücra köşelerine inen zehirli oklardan
Canım çok yandı!
Konuşursam;
Kırmaktan, kırılmaktan,
Gözyaşlarımı tutamamaktan,
Kelimeleri yan yana getirememekten,
Yaralı kelimeler sunmaktan korkuyorum.
Geri alınmayacak kelimeler adına; ağzımın sürgüsünü çektim!
Şuan boğazımda düğümlenen kelimeleri çarmıha germekle meşgulüm
Sustum…
Ben sustukça suskunluğumun üstüne düşman gibi sözcükler yağsa da
İncitseler de beni, artık vakit susma vaktidir
Korkup kaçtı,
Suçunu kabul etti,
Haksız olduğunu kabullendi diyecekler…
Desinler… Dudağım mühürlü!
Duygularım susuşlarımda saklı kalacak.
Yıllardır biriktirdiğim hiç kullanılmamış kelimelerimi
Devren satılığa çıkarıyorum. İlan verdim!
Alan olmazsa kalbimin morgunda biriktireceğim...
...
Sahi, her susan haksız mıdır?
Belki de her Suskunluğun arka planında ciltler dolusu anlamlar vardır.
Kim bilir!
Ve bir gün Söylenmemiş cümlelerimi zulama koyup gideceğim bu şehirden
Varsın kaçtı desinler…
Susacağım!
Derin denizleri her rüzgâr dalgalandıramaz…

Mehmet Orhan durdu

25 Eylül 2009 Cuma

Kimsede müebbet kalmayacaksın!



Kimi seversen sev, nasıl seversen sev, unutma ki bilinmeyecek değerin
Ne yaptığın ya da nasıl yaptığın değil, yapamadıkların sorgulanacak, suçlanacaksın
Yıllarca döktüğün gözyaşına bakmadan, belki “bir an yaşadığın tebessüm” batacak birilerine, nasıllar sorulmadan, nedenlerle yargılanacak,
ağlayacak, belki çok ağlayacaksın ya da ağlamak istemiyorsan;
Kimsede müebbet kalmayacaksın!

Çektikçe çekecek ve çektikçe uzayacak lastik misali, uzatacaksın ömrünü umutların
Oysa beyhude bir uğraştır, yalandır bu kavgalar, değer verdikçe, “değersizleşecek gönlünde yaşattığın”
Yaşatacaksın, o; seni acımasızca katlederken, ufuk çizgisini yakalamak mümkün değil, değil ama bilirim ki; Sen yakalamak için var gücünle koşacaksın, ya da yaşamak istiyorsan, inadına yaşamak,
Kimsede müebbet kalmayacaksın!

Gitmişse yalandır ve yalandır gelmemişse…
Beklemekse, neyi? , niye? Oysa ecel daha yakındır gidenlerden, bekledikçe alırlar bir parçanı, bekledikçe paramparça ederler her parçanı
Sen; “Gel!” dediğin için gelmezler, senin kadrini bilmezler, ceza almışsan, bunu sonsuzluğa mal etme!

Zindanlarda infazın kadar kalır, kaldığın kadar yatarsın ve çıkarken, “mazinden” tahliye olacaksın Hürriyete susadıysan ve susadıysa yüreğin,
Kimsede müebbet kalmayacaksın!

Verdiğini geri almanın hesabını bırak, bırak bir kenara, harcanmıştır bozuk para gibi, “değer bildiğin, feda ettiğin” ne varsa
Gözyaşlarını görsen bile, şahit olsan bile, tekrarlama aldanmışlığını, her sabah yaşadığın o; yıkılmışlığın, hüsranın, azabın depreminden kurtul!

Bir hata yapmışsın ya hani!, Onlar öyle der! Hata! Sen tekrarlamayacaksın! Yanıldıysan; Bir daha inanmayacaksın, hatta adını bile anmayacaksın!
Düşmeni beklerler belli ki! Sen; “Dimdik duracaksın” ve tükürebilmek için yüzüne,
Kimsede müebbet kalmayacaksın!

Sevgiyi bildiğin gibi, küfretmeyi de öğren Bu güne kadar seni rahatsız eden ne varsa ve “ne varsa acı çektiğin” iade et!
Küfürleri sırala ve kalayla, Türkçe ve mealen! Bırak kırılıp dökülsün, üstüne titrediğin, bırak öğrensin, değersizliğin ne olduğunu, o heybesini doldururken dertlerle sen boşalt yüreğini, onun sırtında ki kambur büyürken sen rahatlayacaksın!
Belki ikinci baharın vardır kim bilir? Yüreğine taş basacaksın, ama
Kimsede müebbet kalmayacaksın!

Onlar” üç oda, bir salon” sanırlar aşk dediğini, ne mecnunu duymuşlardır, ne de bilirler Leyla’nın kimliğini
Şuh bir kahkaha ve hesabını yapmadan yarınların, yaşamaktır ve celladı oldukları mahkumla, utanmadan barışmaktır!

Sen; Gönül bankanda açtığın o limitsiz hesabı kapatacak, alacak ve borçları sıfırlayıp, aşk-ı İlahiye varacaksın! Kula kul olmuş çulsuz ve korkakları, ait oldukları çöplüğe atacaksın!
Ve kurtulmak için çöplüklerden,
Kimsede müebbet kalmayacaksın!

Alıntıdır

16 Ağustos 2009 Pazar

SEVGİSİZ SEVGİLER



SEVGİSİZ SEVGİLER
Ne kadar kolaydır "Seni Seviyorum"u söyleyebilmek.. Ne kadar kolaydır karşımızdakinin gözlerinin ta derinliklerine bakarken bu sözü fısıldayıvermek. Ne kadar kolaydır karşımızdakini sevgimize inandırıvermek. Ne kadar kolaydır birşeylerin tıkandığı yerde "bu olmadı, bende şansımı başka sevgililerde denerim" diyebilmek. Seni Seviyorum.................
Aramızda kaç kişi bu sözü söylerken inanarak söylüyor? Aramızda kaç kişi sevgiyi en gerçek ve en yalın haliyle duyumsuyor yüreğinde? Aramızda kaç kişi sevgisinin üzerinde menfaat tohumlarının yeşermesine izin vermeden sevmeyi becerebiliyor? Aramızda kaç kişi sevgisi uğruna, almadan vermeyi erdem sayıyor? Aramızda kaç kişi sevgisini tek bir kadına/erkeğe yoğunlaştırıp, "biri giderse diğeriyle idare ederim" zafiyetine düşmeden besleyebiliyor? Bizler sevmeyi yanlış öğrendik. Yanlış benimsedik. Sevmek; sadece sevgiliyle yatakta geçirilen birkaç saat demek değildir. Sevmek; sadece "işte yatak dışında da birlikteyiz" deyip, sağda solda gezinmek demek değildir. Sevmek; sadece sevgiliyi koluna takıp, çevreye caka satmak demek değildir. Sevmek; sadece patlamış mısır yiyerek ya da elele tutuşarak film seyretmek değildir. Sevmek; otomatiğe bindirilmişçesine sadece hafta içi, sadece hafta sonu, sadece belli saatlerde buluşmak değildir. Sevmek; "seviyorsa beni bırakıp gitmez, giderse zaten sevmiyordur" felsefesini savunarak sevgiyi kendi kaderine terketmek demek değildir. Sevmek; "O bana nasıl davranırsa, ben de ona öyle davranırım" demek de değildir. Sevgide yalan olmaz, rutin olmaz, menfaat olmaz, ihanet olmaz. Sevmek; bazen hiç sebepsiz, sırf sesini duymak için aramaktır. Sevmek; gecenin bir yarısında uyanıp "Seni Çok Seviyorum" mesajı yollayabilmektir. Sevmek; hiç beklemediği bir anda, hiç birşey demeden sarılabilmek, saçlarını okşayabilmektir. Sevmek; zor anında yanında olduğunu hissettirebilmektir. Sevmek; sıkıntılı zamanlarda sözle değil, özle destek olabilmektir. Sevmek; kaybetmemek için kıyasıya mücadele edebilmektir. Sevmek; "tekrar tekrar ne gereği var ki" diye düşünmeden defalarca " Seni Seviyorum" diyebilmektir. Sevmek; arabayı birden durdurup, köşedeki çiçekçiden bir çiçek alıp verebilmektir. Sevmek; hiç gereği yokken bile ona küçücükte olsa bir şey almak, onu sevindirmek isteğidir. Sevmek; alışkanlıklardan seve seve vazgeçebilmektir. Sevmek; sevgisi uğruna her şeyi ayaklar altına alabilecek yüreği taşıyabilmektir. Sevmek; sevgisi uğruna her şeyi ayaklar altına alarak, size koşan sevgiliye yüreğinizi açabilmektir. Sevmek; koşullar ne olursa olsun, bir dilim ekmeği, bir meteliği paylaşabilmektir. Sevmek; merak etmek, merak edildiğini bilmek istemektir. Sevmek; özlemek, özlendiğini duymak istemektir. Sevmek; başkalarına bakmak, başka birilerini düşünmek, başkalarıyla da gönül eğlendirmek düşüncesinin içinden gelmemesidir. Böyle hissetmiyorsak, sevgimizi böyle yaşamıyorsak "seviyorum" demeyelim.
Dünyada her şey bu denli kirlenmişken, bırakalım sevdalarımız temiz kalsın.....!

ALINTI.....